Savarona’da Bir Bahriyeli

27 Ağustos 2025

Tel kablonun mucidi Alman kökenli mühendis John A.Roebling 19.yüzyılda Amerika’ya göç ederek telgraf telleri, köprü telleri, gemi ve asansör telleri üretmiş, dünyanın en büyük tel kablo üreticilerinden biri olmuştur.

Roebling’in hayali Brooklyn ve Manhattan’i birbirine bağlayan bir köprü yapmaktır. Kabul edilen projesini bizzat çizer. 1869 yılında yaptığı tespit çalışmaları esnasında geçirdiği bir kaza sonucu vefat eder. Roebling’in ardından projesini oğlu Washington gerçekleştirmek ister, fakat yine bir talihsizlik sonucu köprü kulelerinin inşa edileceği su altı odalarında çalışırken vurgun yiyerek yatalak olur. Buna rağmen inşaatı bırakmaz ve eşi Emily Warren Roebling’in de yardımı ile 1883 yılında köprüyü bitirir. Savarona’nın ilk sahibi işte bu çiftin kızı Emily Margaret Roebling’dir. Margaret eşiyle birlikte denizi çok sever ve yatlara ilgisi vardır. Çiftin üçüncü defa Savarona (Hint Okyanusunda yaşayan Afrika kuğusu) ismini vererek aldıkları yat, 1931 yılında Almanya Hamburg’ta Blohm und Voss tersanesinde inşa edilmiştir. 1911 yılında aynı tersanede Yavuz Zırhlısı da üretilmiştir. Savarona 28 Mart 1931 yılında denize indiğinde 124,3 metre gövde uzunluğu ile dünyanın en büyük yatı olarak kayıtlara geçer. Vergi kaçırma ithamından aile içi karışıklıklara kadar yaşanan birçok terslik sonucunda 1937 yılında gemi satılığa çıkarılır.

Savarona’yı Alma Kararı

1936 yılının Eylül ayında İstanbul’da Atatürk’ün canını sıkan bir olay yaşanır. O gün İngiliz Krali 8.Edward için Moda koyunda bir yelken yarışı düzenlenir. Atatürk ve Kral yarışı Ertuğrul yatından izlerken, her manevrada etrafa yağan yağlı kurum Kralın beyaz elbisesini kirletir. Kral üzerini temizlemeye çalıştıkça küller daha da bulaşır. Atatürk mahcup olur, üslubunca bir açıklama yapar ve ardından İngilizlerin yandaki ihtişamlı yatına geçilir. Bu durumu bir medeniyet göstergesi olarak değerlendiren Atatürk, düştükleri duruma çok üzülür. Aynı dönemde hastalığının ağırlaşması sebebiyle doktorlarının deniz havasının iyi geleceğini önermeleri ve Denizbank’ı kurmak, Deniz Kuvvetlerini güçlendirmek, Türk Deniz Ticaret filosu oluşturmak gibi projeler üzerine çalışıyor olması da eklenince Savarona’nın alım nedenleri olgunlaşır.

Almanya ve Türkiye’nin Gerilimi

Savarona 5 yıldır Hamburg limanında demirlidir ve bazı tamir işlemlerinin yapılması gerekmektedir. Bu esnada gemiyi almak için Almanya’ya giden Türk Heyeti Hitler’in Savarona’yı Alman denizaltıları için ana gemi olarak kullanmak üzere satın aldığını ve devir işlemlerinin yapılacağını öğrenir. Rivayetler muhtelif. Bir iddiaya göre aile Hitler’in Savarona’yı hangi amaçla alacağını anlamıştır ve Amerika’nın dayatması ile satıştan döner. Diğer bir anlatım ise Hitler’in Atatürk’ün askerliğine hayranlığı ve hastalığını bilmesi sebebiyle alımdan vazgeçmesi yönündedir.

Eşi Mevcud Olmayan Mükemmel Gemi

23 Şubat 1938 yılında Türk hükümeti Savarona’yı resmen satın alır. 30 Mart 1938 tarihli Cumhuriyet gazetesi okurlarına Savarona’yı şöyle tanıtır: “Bu makine dairesi, başlı başına bir ameli bir fen müzesi sayılabilir. Hulasa bu yat, bir eşi daha mevcut olmayan mükemmel bir gemidir. Gemi, deniz inşaat ilminin bütün yeniliklerini ve inceliklerini nefsinde toplayan bir fen, teknik ve san’at abidesidir. O kadar ki yatın bir eşini, dünyanın hiçbir memleketinde uzun müddet görmek kabil olmayacaktır.” Tarihler 1 Haziran 1938’i gösterdiğinde Savarona bütün ihtişamı ile Dolmabahçe önüne demirlemiştir. Atatürk heyecanlıdır ve yata gider, ismini sevmiştir, adının Savarona kalmasını ister. Kitaplarını buraya aldıran Atatürk hiç karaya çıkmadan 54 gün Savarona’da kalır. Önce kendini daha iyi hissetmesine rağmen, rahatsızlığı şiddetini artırır ve 24 Temmuz gece yarısı saat 01.00’de Dolmabahçe’ye döner.

Ne Olacak Bu Savarona’nın Hali

İlerleyen yıllarda Savarona tartışmaların konusu olacaktır. Önce masrafları yük olur, sonra hastane olması, kiralanıp gelir getirmesi önerilir, yatın neden alındığı sorgulanır ve hatta satılması dahi gündeme gelir. O kadar ki yurt dışındaki büyükelçiliklere haber gönderilir. Nihayet Atatürk’ün emaneti olan Savarona’nın satışına karşı çıkanlar artınca oluşan kamuoyu baskısı sonucunda, satış projesi zorunlu olarak rafa kaldırılır. Her şeye rağmen masrafları karşılanmaz, II.Dünya Savaşı boyunca Kanlıca Koyu’nda demirli kalır.

1950’li yıllarda bazı kiramalar gerçekleştiyse de, Savarona 1951 yılında öğrencilerin eğitiminde kullanılmak üzere Deniz Kuvvetleri Komutanlığına “okul gemisi” olarak tahsis edilir. Savarona okul gemisi olduğu dönemde de hem gündemde hem de gözde olmaya devam eder. 1979’lu yıllarda Heybeliada yakınlarında büyük bir yangın geçirir ve hasar görür. 1986 yılında önce Deniz Müzesine devredilir daha sonra Deniz Kuvvetleri Envanterinden çıkarılır. 1989 yılında ise Savarona hurdaya çıkarılır ve bu parçalanıp satılması anlamına gelmektedir. Haberin duyulmasını takiben armatör Kahraman Sadıkoğlu Savarona’yı 49 yıllığına kiralar. Tuzla tersanesinde üç yıl süren onarım çalışmalarında 45 milyon dolarlık bir harcama yapılarak gemi tamamen yenilenir.

2013 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Kahraman Sadıkoğlu’ndan devralınarak tekrar bakım ve restorasyon süreci geçirir.

Atatürk’ün Gemisinde Bir Bahriyeli

Şimdi Savarona anılarını anlatırken gözleri dolan ve “Atatürk’ün gemisinde askerlik yapmak ne büyük onur” diyen ruhu genç bahriyeliye kulak verelim.

Prizren’de doğmuş ve ardından önce Bandırma sonra da İstanbul’a gelen bir gençtir Hâdi Alkaylı. İstanbul’da berberlik mesleğini icra etmek üzere eğitimini tamamlar, diplomasını alır ve Mahmutpaşa’da mütevazı bir dükkânda çalışmaya başlar. 1957 yılında askerlik şubesinden bir celp gelir. Önce Bandırma’ya askerlik şubesine gider. Şubeden sülüsünü teslim ederler ve yolculuk İskenderun’adır. Bandırma’dan tren ile İskenderun’a gitmek üzere yola çıkar. Önemli bir ayrıntı olarak hikayesini anlatırken “Konya’da trenden indim, önce Mevlana’yı ziyaret ettim ve daha sonra İskenderun’a devam ettim” diye ekler. İskenderun’a varınca alayını bulur ve teslim olur. İskenderun’da 3 ay eğitim alır. Talim öğretmeni Hüseyin Başeğmez ile önce yıldızları barışmaz ama sonra pek kaynaşırlar, hatta alay komutanına iyi referans verir ve Savarona’ya gönderilmesine vesile olur. Acemiliğin sonunda tayini Savarona’ya çıkmıştır.

Savarona’nın ne olduğundan biraz habersiz soluğu İstanbul’da alır. Gemi Heybeliada’dadır. Savarona’yı görünce büyülenir, o kadar ki bu isim hayatı boyunca artık dilinden düşmeyecektir. Göreve başlamadan önce Karaköy’de Liman Lokantası’nda bir aydan uzun süren eğitimini tamamlar. Gemide ağırlayacağı önemli konukların habercisidir bu eğitim. Kurmay Albay Necati Pınar ve ilerleyen günlerde Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan, daha sonra Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Fazıl Küçük, Rauf Denktaş ve Adnan Menderes’i bu mükemmel gemide ağırlayacak ve bizzat kendilerine hizmet edecektir. Kıbrıs gezisi de yine geniş bir ekip ile yapılacaktır. 1959 yılında gazeteler gezi haberini “Atatürk’ün Gemisi Savarona Mağusa’da Coşkun Bir Törenle Karşılandı” diye duyurur. Kıbrıs’a ulaştıklarında Savarona’da hizmet veren askerleri Kıbrıs halkı paylaşır, gemide konaklamalarını istemezler. Hâdi Alkaylı’yı Topçu Köyünde misafir ederler, buradaki muhtarın kızı Fatma Mustafa ile olan yakınlıkları bir sır olarak kalacaktır.

Gölcük Tersanesinden Hamburg Tersanesine

Savarona bakım için bir süre Gölcük Tersanesinde havuza çekilir. Bu sayede tersaneyi de görmüş olur ve kalbinde ayrı bir yeri olan Yavuz Zırhlısı’nı da. Bir önemli tersane ziyareti de Hamburg Tersanesine olmuştur. Deniz Harp Okulu öğrencilerinin dört aylık eğitimi için bütün mürettebat ve öğrenciler, başta İskandinav ülkeleri olmak üzere İspanya, Portekiz gibi ülkelerin de rotalarında bulunduğu bir seyahat gerçekleştirirler. Bu seyahatin en önemli durağı şüphesiz ki geminin yapıldığı Hamburg Tersanesi’dir. Savarona Kiel Boğazından süzülerek Kuzey Avrupa’ya açılmıştır ve ziyaret noktalarını tamamlayıp dört ayın sonunda İstanbul’a dönecektir. Hâdi Alkaylı 36 ayın nasıl geçtiğini anlamaz, Atatürk’e, Savarona’ya ve denizlere ise hep tutkun olur.

Gönül Müze İster

Savarona şu anda Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir statüde Tuzla’da bulunmaktadır. Elbette gönlüm ülke tarihimizin bu önemli eserini, herkese açık deneyimlenebilir bir mekan olarak, mesela müze statüsünde görmek ve ziyaret etmek ister. Umarım bir gün olur diyerek dileğimi buraya bırakıyorum.

© Copyright - Âsude Alkaylı |
</code&design> Tukan Ajans