
Bu satırları kaleme aldığım günlerde tüm dünya ve ülkemiz zor bir dönemden geçiyor. Siz bu yazıyı okurken gündemde ne olacağını tahmin etmek pek de kolay değil. Etrafta çokça bilgi, uzman, rapor, veri, paylaşım ve görüş uçuşuyor, görünen o ki bütün dünyanın yabancı olduğu bir hâl vuku buluyor ve hep birlikte durumu idrak etmeye çalışıyoruz.
Geldiğimiz noktada sürecin her alanda, her sektörde, her insanda, her ülkede, kısacası hemen hemen herkesi ilgilendiren bazı yansımaları olacağı aşikâr. Bu yansımaların, şu anda -özellikle sağlıkla ilgili bu kadar tehditkâr bir durum ile karşı karşıya kalmışken- sonuçları pek iç açıcı olacakmış gibi görünmüyor. Öte yandan çok kısa bir sürede elektronik ortamlara, platformlara taşınan çalışma ve eğitim hayatı dikkate alındığında, alışveriş alışkanlıklarımız, ilgi alanlarımız, beklentilerimiz, ailemiz, dostlarımız, ilişkilerimiz, hedeflerimiz ve belki de hayallerimiz değişime uğruyor. Bu değişim umuyoruz insana fayda sağlayacak, derinden iyi gelecek gelişmeleri beraberinde getirir. Şimdilik belirsizlik hâkim olduğu için bu sözler bir dilekten öteye gidemiyor ama gerçeğe dönüşmeleri tabii ki ihtimal dâhilinde.
Girizgâhı tamamlayıp, bu meselenin siyasi, iktisadi, sosyolojik, kültürel sebeplerini ve önümüzdeki dönemde ortaya çıkabilecek sonuçlarını zamana, değerlendirmeyi ise konunun uzmanlarına bırakarak, biraz marka dünyasından bahsetmek istiyorum.
Bu gibi kriz dönemlerinde (hatta kaos diyebiliriz) tüm insanlık gibi markalar da önemli bir sınav veriyor. Markaları şüphesiz ki zor günler bekliyor. Sektör bağımsız, üretim, tedarik, lojistik, kaynak geliştirme konusunda her işletme ciddi sorunlar ile karşı karşıya. Tavrını sükûnet ile korumak, duyarlı davranmak, kapsayıcı çözümler sunmak ve durumu en uygun şekilde yaşamaktan başka seçenek yok, bu artık planlamayı aşan bir hâl.
Dünyadaki ve ülkemizdeki süregelen krizler bir tarafa, bir imparatorluk düzeninin değişmesi, Kurtuluş Savaşı, şehitlerimiz, kayıplarımız, Birinci Dünya Savaşı, işgal gören bir İstanbul (5 yıl kadar), isyanlar, işgal yaşayan diğer Anadolu şehirlerimiz, Cumhuriyet’in kurulması, yetişmiş insan kaynağı eksiği, İkinci Dünya Savaşı, kıtlık, karne ile ekmek alınan dönemler, şeker bulamayan şekercilerin, tatlıcıların, un bulmayan fırınların çözümler ürettiği, ihtilallerin, devalüasyon gibi süreçlerin ekonomiyi ve hayatı alt üst ettiği zamanlar bu topraklarda hatırı sayılır düzeyde yaşanmış. Savaşların derin etkileri, dünyanın ve ülkenin yaşadığı ekonomik krizler, hammadde sıkıntıları, siyasi dalgalanmalar, hükümet değişiklikleri, siyasi, iktisadi, sosyolojik, kültürel hemen hemen hayatın her alanına sirayet eden belirsizliklerle dolu zamanlar… Bildiğimiz kuralların işlemediği dönemler… Bu gibi dönemlerde iş kurmak, iş geliştirmek, marka yaratmak ve hayatta kalmak kolay olmasa gerek.
Kriz ve kaos dönemlerinde markalar ne yapmalı sorusuna vereceğimiz cevaptan önce, isterseniz önce ne yapmamalı ona bakalım. Mesnetsiz fiyat artışları yapmak, ürün-hammadde stoklamak, krizi fırsata çevirmek gayreti ile utanç verici uygulamalara yönelmek, önceliklerini belirleyememek, ekibi ve paydaşları ile iletişim kuramamak, müşterilerini bilgisiz bırakmak, açık iletişimden uzak olmak, meseleleri ciddiye almamak gibi yaklaşımlar elbette ki markanızı itibarlı bir şekilde geleceğe taşımaz (teknolojinin getirdiği gelişmeleri öngörmemiş olmak ise başlı başına bir konu ve hatadır, detaylandırmıyorum). Peki, ne taşır? Markalar nasıl hayatta kalır sorusuna kolayından bir cevap vermek mümkün değil, sayısız parametre var ve biraz da şans. Belki yukarıda bahsettiğimiz badirelerin hemen hepsini yaşamış ve atlatmış, markasını bugüne getirmiş köklü markalara göz atmak bize biraz yol gösterir.
En temelde, köklü markaların kolektif bilince dayalı bir tavır gösterdiklerini tespit etmek mümkün. Esnafın birbirine destek olduğu, komşusu siftah etmeden ürününü satmayan, birbirini kollayan paylaşımcı bir gelenekten gelen köklü markalar için, çalışanları ve hatta tedarikçileri ile birlikte hareket etmek, bir aile gibi olmak yönetim şeklinden öte bir alışkanlık. Büyük bir aile olma duruşu, şüphesiz ki güven duygusunu da beraberinde getiriyor. Hareketli konjonktür sizin de hareket kabiliyetinizi geliştirmenizi gerektiriyor, çevik bir yapıya sahip olmak, duruma uyum sağlayabilmek, adaptasyon ve esneklik çok kritik. Hemen yanına dayanıklılığı da ekleyelim, malum “resilience” (psikolojide, psikolojik dayanıklılık-kaynaklarımızı kullanabilme becerisi) kavramı gün geçtikçe önemini artırıyor, uyum becerisi dayanıklılığı sağlayan unsurlardan biri. Köklü markalar popüler olan her şeyi ne kadar ince eleyip sık dokuyup, adım atmak için ihtiyatlı hareket ediyorsa ve ağırdan alıyorsa, tam tersi bir hızla aksiyon almaları gerektiğine kanaat getirdiklerinde anında uygulayabiliyorlar. Elbette kolay pes etmiyorlar, akl-ı selim bir yaklaşım ile yola devam ediyorlar, sabırlılar. Koruyarak geliştirmeye yatkınlar, değerleri muhafaza ederken geliştirerek ileriye taşıyabilmek önemli bir beceri. Ve belki de en önemlisi, hangi durum hâsıl olursa olsun itibarlarına halel getirecek her türlü durumdan uzak durarak markalarını isimleri ile birlikte korumak ve geleceğe taşımak için birinci sıraya “itibar”ı yerleştiriyorlar. İtibar tüm zamanların vazgeçilmemesi gereken konusu olsa gerek.
Bu dönemle birlikte değişim ve dönüşümü daha yoğun hissettiğimiz, belki biraz zaman var diye düşündüğümüz konuların gündemimize çok hızlı yerleşmesi gerekecek. Dolayısıyla markaların eğer hala düzenlemedilerse, teknoloji ve dijital dünya ile olan ilişkilerini gözden geçirmeleri, iş modeline göre e-ticaret mağazaları, iletişim araçlarındaki verimlilik, stratejiler, veri yönetimi, alt yapı, insan kaynağı gibi unsurları geliştirilecek uygulamaları tamamlamaları, alınacak aksiyonları hayata geçirmeleri şart.
Önümüzdeki dönem neler getirecek bilemiyoruz, fakat her durumda bir yeniden inşa süreci yaşayacağız. Bu süreçte teknolojiyi ihtiyaçlarımızı olumlu anlamda değiştirecek şekilde kullanmaya ve geliştirmeye devam edebilirsek, yani dijital araçları ve nimetlerini verimli kullanabilirsek, ümitli olmak için çok sebebimiz var.
Bu arada hatırı sayılır krizleri, kaosları atlatan köklü markaları incelemek, hikâyelerini okumak isterseniz www.yuzyillikhikayeler.com adresini ziyaret edebilirsiniz.