
Isaac Merritt Singer, 1850’li yıllarda çalıştığı fabrikada ahşap ve metal aksamlar için bazı makineler yapmaktadır. Bu işlere eli yatkın olan Bay Singer, bilinen hantal dikiş makinelerinden farklı bir dikiş makinesi üzerine çalışarak, 12 Ağustos 1851 yılında yeni bir ürün geliştirir. Rivayet odur ki patentini aldığı bu dikiş makinesini, karısının dikiş dikerken yorulduğunu fark ederek onun hayatını kolaylaştırmak için yapmıştır. Singer’in aşkı bu değerli buluş için motivasyon olmuştur. Isaac Singer, ilerleyen yıllarda buluşlarına devam edecek ve çok sayıda farklı patent alacaktır.
Isaac Singer ve avukatı Edward Clark bu hafif, kullanımı ve taşıması kolay yeni dikiş makinesi için I.M.Singer & Company adında bir şirket kurarlar. Singer markasının en önemli özelliği Isaac’ın çok önemsediği müşterilerine teknik destek sunabilmek konusu olmuştur ve marka bu özelliğiyle tanınmıştır. İlk günden itibaren ekibini, sistemini kurar ve kısa zamanda ürünü yaygınlaşır.
1855 yılına gelindiğinde Singer, Paris’te düzenlenen dünya fuarından ilk ödülü ile döner. İlerleyen yıllarda yeni ürünler geliştirmeye devam eder. 1858’de kolay taşınır ev tipi “Grasshopper”i, 1865’de “New Family” serisini üretir.
Singer 1863 yılında 22 patent, Hamburg, Brezilya ve New York’taki temsilciliklerle birlikte üç fabrikada hizmet vermeye ve büyümeye devam eder. Bir süre sonra bu bölgelere Glasgow, Montreal, St. Petersburg, Avusturya ve Fransa eklenir.
1870 yılından itibaren kırmızı S harfini logo ve amblem olarak kullanır ve artık dünya genelinde tanınmaktadır. 1890’lı yıllarda pazar payı %90 olmuştur.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde marka tescilleri için düzenlenen “Alametifarika Defterleri” kayıtlarından, markanın ilk tescil başvurusunu 1896 yılında yaptığını tespit ediyoruz. Bu tescil ilerleyen yıllarda yineleniyor. Almanya Devleti adına ve demir-çelik kategorisinde yapılan tescilden Singer’in Türkiye’yi önemli bir pazar olarak gördüğünü söylemek mümkün. Markanın kayıtlarda görebildiğimiz ikinci tescili ise 1924 yılında gerçekleşmiştir.
Manhattan’deki Singer Binası kısa süreliğine de olsa dünyanın en yüksek gökdeleni olma özelliğini taşıdığında yıl 1908 olmuştur ve bu yapı markaya 54 yıl boyunca ev sahipliği yapmıştır. Bu tarihlerin Birinci Dünya Savaşı öncesinde dünyanın oldukça hareketli bir dönemine denk geldiğini marka hikâyemize not düşelim.
Singer markası 1930’lu yıllarda “Büyük Buhran”dan etkilense de, Standard Sewing Machine Şirketini satın alarak büyümeye devam eder ve aynı yıl süpürge üretimiyle pazara girer. 1933 yılında Chicago’daki dünya fuarına yeni bir ürün ile katılan marka, “Featherweight 221” modeli dikiş makinesini, takip eden 30 yıl boyunca üretir. Bu ürün markanın ikonik temsili haline gelecektir.
1939 ve 1945 yılları arasında Singer dikiş makinesi üretimini yavaşlatarak savaş malzemeleri üretir. Savaş sonrası 1951 yılında 600 dikiş merkezinde yaklaşık 400.000 ev kadınına erişir ve dikiş makinesi kullanımını yaygınlaştırmaya devam eder.
Tarihi boyunca yenilik ve ilklere imza atan Singer, 1889 yılında ilk elektrikli dikiş makinesini, 1921 yılında ilk taşınabilir dikiş makinesini ve 1978 yılında ilk bilgisayarlı dikiş makinesini üretir. 1980’lerden itibaren yeni ürün geliştirme süreçleri devam eder, farklı fiyatlandırma stratejileriyle her ihtiyaca uygun çeşitleriyle pazarda varlığını sürdürür.
170 yılı geride bırakan Singer, bugün Türkiye’de 1500 bayii, dünya genelinde ise 160 ülkede 23 merkez ile hizmet vermeye devam ediyor. En pratik kullanımlı üründen bilgisayarlı özel dikiş ürünlerine, farklı fiyat seçenekleriyle bugün kendini dünyanın en tanınmış dikiş makinesi markası olarak tanımlayan Singer, ev tipi dikiş makinaları, sanayi tipi dikiş makinaları, ütü sistemleri ve dikişle ilgili farklı aksesuarlar sunuyor.
Düzenlediği eğitimlerle dikiş makinesinin evlerdeki kullanımının yeniden canlanmasını hedefleyen Singer, farklı projelerle 170 yıllık tecrübesini ve bilinirliğini sürdürüyor. Gelecekte kitlesel yaklaşımlar dönüşür ve el sanatına, bireysel üretime olan ilgi artarak belki 50 yıl önce olduğu gibi her evde bir dikiş makinesi bulunması anlamlı hale gelir mi bilinmez. Fakat bir dikiş makinesi markası sorulduğunda akıllara gelen ilk markalardan birinin “Singer” olduğu, birkaç neslin evinde en nadide köşede bu makinelerin yer aldığı bir gerçek.
Köklü markaların en hassas olmaları gereken konu, kökleşmenin de temel şartlarından biri olarak; var olmak, devam etmek için koruyarak gelişim ve kesintisiz dönüşümdür.
Singer markasının da, bugüne kadar olduğu üzere gelecek yıllardaki konumunu, şüphesiz ki birçok markanın olduğu gibi, ihtiyaçları öngörerek yenilik kavramına olan yaklaşımı ve dönüşüm süreçleri belirleyecek.